Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliğinin yeni bir aşamaya geçmesini değerlendirerek, üç ülkenin önündeki esas meselenin kriz anlarında birlikte hareket edebilmenin ötesinde, kriz ortaya çıkmadan önce müşterek kapasite oluşturabilmek olduğunu ifade etti.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yönelik saldırı kabul edilmesi esasını getirdi. 5 Ekim’de Riyad’da yapılan olağanüstü toplantıda ise kolektif savunma taahhütlerinin fiilen uygulanması, üzerinde uzlaşılan askeri kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’da süratle konuşlandırılmasına yönelik tedbirlerin alınması kararlaştırıldı.
Aydemir, yaşanan gelişmenin Türkiye açısından yalnızca güncel bir güvenlik başlığı şeklinde okunmasının eksik kalacağını belirterek, ortaya çıkan üçlü yapının uzun vadeli savunma planlaması bakımından önemli bir imkân oluşturduğunu kaydetti.
“Üç ülkenin farklı alanlarda ciddi birikimi var. Türkiye’nin savunma sanayisindeki üretim ve mühendislik kabiliyeti, Pakistan’ın askeri tecrübesi ve Suudi Arabistan’ın yatırım kapasitesi birbirini tamamlayabilecek unsurlardır. Bu imkânları dönemsel ihtiyaçlarda buluşturmanın ötesine geçerek kalıcı bir kapasiteye çevirmek mümkündür” değerlendirmesinde bulundu.
KRİZ GELMEDEN HAZIRLIK
Aydemir, savunmada caydırıcılığın yalnızca asker veya silah sayısıyla ölçülemeyeceğine dikkat çekti. Ülkelerin müşterek hareket yeteneği, haberleşme sistemlerinin uyumu, ortak eğitim, lojistik hazırlık ve teknolojik üretim kapasitesinin de güvenliğin temel unsurları arasında bulunduğunu ifade etti.
Üç ülkenin daha önce İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantıda savunma sanayisi iş birliği, ortak teknoloji geliştirme ve ortak üretim yoluyla askeri kabiliyetlerin uyumunun artırılması konusunda çalışma iradesi ortaya konmuştu. Ayrıca Suudi Arabistan’da bir sekretarya kurulması ve ilk genel sekreterin Pakistan’dan belirlenmesi kararlaştırılmıştı. Riyad’daki son toplantıda emekli Korgeneral Nauman Mahmood üç yıllığına ilk Genel Sekreter olarak görevlendirildi.
Aydemir, bu kurumsallaşmanın savunma sanayisine somut biçimde yansıtılmasının yararlı olacağını belirterek, üç ülkenin ihtiyaç envanterlerinin ve üretim yeteneklerinin birbirini tamamlayacak biçimde ele alınabileceğini söyledi.
“Bir ülkede geliştirilen sistemin diğerinde yatırım desteği bulduğu, başka bir ülkedeki askeri tecrübeyle sınandığı bir model düşünülebilir. Böyle bir yapı, üç ülkenin dışarıdan satın alan pazarlar halinde kalması yerine kendi teknolojisini geliştiren ve birbirinin kapasitesini büyüten ortaklara dönüşmesine katkı sağlar” dedi.
SAVUNMADA ORTAK ÜRETİM HAVZASI
Aydemir, uzun vadede “Üçlü Savunma Üretim Havzası” yaklaşımının gündeme alınabileceğini değerlendirdi.
Bu modelde ülkelerin bütün savunma sistemlerini aynı merkezde üretmesinin gerekmediğini ifade eden Aydemir, uzmanlaşmanın esas alınabileceğini söyledi. Elektronik, insansız sistemler, mühimmat, bakım-onarım, haberleşme, yazılım, eğitim ve lojistik gibi alanlarda ülkelerin güçlü oldukları kabiliyetler üzerinden iş bölümü yapılmasının daha gerçekçi bir yol olacağını kaydetti.
Aydemir, “Ortaklık dediğimiz yapı herkesin aynı işi yapması anlamına gelmez. Asıl değer, birbirini tamamlayabilmektir. Bir parçayı Türkiye, başka bir teknolojiyi Pakistan geliştirirken yatırımın veya üretim ölçeğinin başka bir ayağında Suudi Arabistan bulunabilir. Sonuçta ortaya üç ülkenin de sahiplendiği bir kabiliyet çıkar” şeklinde konuştu.
Bu yaklaşımın ekonomik karşılığının da bulunduğunu vurgulayan Aydemir, savunma yatırımlarının mühendislikten yazılıma, metalürjiden elektroniğe kadar geniş bir sanayi zincirini harekete geçirdiğine işaret etti.
TÜRKİYE’NİN TEKNOLOJİ BİRİKİMİ ÖNEMLİ
Aydemir, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde geliştirdiği üretim kabiliyetinin bu süreçte önemli bir değer taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin elde ettiği tecrübenin yalnızca ürün ihracatı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Aydemir, ortak geliştirme ve ortak üretim modellerinin daha kalıcı ekonomik bağlar oluşturabileceğini söyledi.
“Bir sistemi satarsınız, ticaret yapmış olursunuz. Bir teknolojiyi birlikte geliştirirseniz yıllara yayılan bir üretim ilişkisi kurarsınız. Bizim önümüzdeki dönemde üzerinde durmamız gereken fark budur” dedi.
Aydemir, ortak projelerde teknoloji geliştirme, nitelikli insan kaynağı yetiştirme ve tedarik zincirlerinin karşılıklı olarak güçlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.
Üç ülkenin üniversiteleri, araştırma merkezleri ve savunma şirketleri arasında proje bazlı çalışma modellerinin geliştirilebileceğini ifade eden Aydemir, genç mühendislerin de bu yapının doğal parçası haline getirilmesinin geleceğe yapılan stratejik yatırım olacağını belirtti.
CAYDIRICILIĞIN ARKASINDA ÜRETİM GÜCÜ BULUNMALI
Aydemir, bölgedeki güvenlik şartlarının hızla değişebildiğine işaret ederek, kalıcı caydırıcılığın arkasında sürdürülebilir bir üretim kapasitesi bulunmasının önemini vurguladı.
“Savunmada gerçek hazırlık, ihtiyaç ortaya çıktığında kimin size ne satacağını beklemek yerine ihtiyacınız olan kabiliyeti önceden oluşturabilmektir. Üç ülke bunu birlikte başarabilecek imkânlara sahip. Mekke’de kurulan siyasi iradenin sanayiye, teknolojiye ve yetişmiş insan gücüne yansıması, bu yapının geleceğini çok daha güçlü hale getirir” ifadelerini kullandı.
Aydemir, Türkiye açısından sürecin bölgesel gerilimlerin içinde konumlanmaktan ziyade, güvenlik üreten, caydırıcılığı yükselten ve diplomasiye alan açan bir anlayışla yürütülmesinin değer taşıdığını ifade etti.
Üç ülkenin iş birliğinin başarısının yalnızca olağanüstü dönemlerde gösterilecek dayanışmayla ölçülmemesi gerektiğini belirten Aydemir, “Asıl başarı, kriz olmadığı günlerde ne kadar ortak kapasite oluşturduğunuzdur. Güçlü hazırlık savaşı büyütmez; savaş ihtimalini azaltır. Savunma iş birliğinin nihai değeri de burada ortaya çıkar” değerlendirmesinde bulundu.